21 Mayıs 2016 Cumartesi

Yeni Çıkanlar | 21.05.2016

Yeni çıkanlar için yazının devamına...






“Beş yıldız!” –The Book Enthusiast

“Bu seri inanılmaz.” –SMI BOOK CLUB

The New York Times, USA Today ve The Wall Street Journal’ın çok satan yazarı J.A. Redmerski’den tutkunun ve hayatta kalma mücadelesinin romanı…

Sarai henüz on dört yaşındayken annesi tarafından Meksika’daki bir uyuşturucu baronunun yanında yaşamaya zorlanmıştır. Fakat Sarai, normal bir hayatın ne demek olduğunu unutmasına rağmen, zorla alıkonulduğu evden kaçma umudunu da hiç yitirmemiştir.

Soğukkanlı bir katil olan Victor da tıpkı Sarai gibi çocukluğundan beri hep ölüme ve şiddete tanık olmuştur. Victor öldüreceği yeni hedefiyle ilgili bilgi almak için Sarai’ın bulunduğu yere geldiğinde genç kız ,buradan kaçabilmek için elindeki tek fırsatın bu adam olduğunu anlar. Ne var ki, işler Sarai’ın planladığı gibi gitmez ve tehlikeli bir adamın elinden kaçarken, kendini Tucson’a giden bir kamyonun arkasında değil, bambaşka tehlikelerin içinde bulur.

Firar sırasında Victor içgüdülerinin etkisindeki kişiliğinden sıyrılır, vicdanının sesini dinler ve Sarai’a yardım etmeye karar verir. Çift birbirine gittikçe yakınlaşırken, Victor kızı korumak için her şeyini, hatta herkes gibi Sarai’ın ölmesini isteyen erkek kardeşi Niklas’la aralarındaki ilişkiyi bile tehlikeye atar.

Victor ve Sarai birbirlerine olan güvenlerini arttırırken, aralarındaki uyuşmazlıklar da zamanla azalmaya başlar. Peki Victor’un kaba kuvvete dayanan yetenekleri ve tecrübesi Sarai’ın hayatta kalmasına yetecek midir?

Bu kitap Sarai ve Victor’un hikâyesidir.


Alışılmadık bir aşkın gerçek hikâyesi

Kopenhag, 1925. Greta; Güzel Sanatlar Akademisi'nde resim eğitimi almaya gelmiş genç bir kızdır. Akademide utangaç ve içine kapanık hocası Einar'la tanışır ve ona âşık olur. İki genç evlenir ve hayatlarını resme adarlar. Greta insan portreleri konusunda uzmandır ve bir gün modeli provaya gelemeyince Einar'dan kadın kıyafeti giyip kendisi için poz vermesini rica eder. Kadın kıyafetleri içindeki Einar bu role kendini kaptırır ve Lili adında birinin kişiliğine bürünür. O günden itibaren Lili ikilinin hayatlarına dâhil olur ve Einar'ın hayatında bambaşka bir kapı açılır.

Ebershoff, Danimarkalı Kız adlı eseriyle bizlere, sessiz sedasız ancak büyüleyici, tarihteki bir dönemi hayal gücüyle harmanlayan ve empatinin önemine dikkat çeken bir başyapıt sunuyor. Gerda ve Einar Wegener'in gerçek hikâyesinden esinlenen Danimarkalı Kız, pek çok dalda Oscar'a aday gösterilen bir sinema eserine dönüştü.

"Ebershoff kolay kolay anlaşılamayan psikolojik iniş çıkışların katmanlarını görünür kılıyor. Bu sayfalarda bir yerlerde kimliğe ilişkin gizemli kutunun kapağı açılıyor ve o değişim gerçekliğiyle bizi etkilemeye başlıyor. Yazar, okuyucuyu hayrete düşürecek bir ustalık sergiliyor: Bizi kahramanının bir yanının özgür kalması uğruna diğerinin ortadan kalkmasının sahiciliğine ikna ediyor...İnsan kimliğinin doğasına ilişkin sofistike bir eser."
-Esquire-

"Lili Elbe'nin hayatına dayanan bu olağanüstü roman oldukça başarılı bir kalemin eseri. Kesinlikle sürükleyici. Bu kadar zarif, inandırıcı ve zekice yazılmış bir öyküyü anlatmak, deneyimli bir yazarı bile gururlandırırdı."
-Sunday Express-

"Ebershoff, Einar gerçek kimliğini kayıp bir sembol gibi günden güne keşfederken, eşi Greta'nın onun yanında durmasını resmederek, çok şey vadeden bir romana imza atmış."
-Sheila Bright-
(Tanıtım Bülteninden)



Sayfa Sayısı: 368

Baskı Yılı: 2016


Dili: Türkçe
Yayınevi: Pegasus
ISBN: 9786053438816


Gerçek aşkı, ait olduğunuz yeri ve aile bağlarının sonsuz gücünü keşfetmeden asla büyümüş sayılmazsınız…

Yirmi üç yaşındaki Beth Hayes üniversiteden yeni mezun olmuştur. Kıpkırmızı saçları, çocuğu gibi sevdiği küçük köpeği ve yazar olma hayalleriyle valizini toplar ve Boston'dan ayrılıp ailesinin ricasını yerine getirmek üzere Sullivans Adası'na doğru yola çıkar. Aile yadigârı evlerine bir yıl boyunca göz kulak olma görevi için onu seçmişlerdir.

Beth genç bir kadın olarak kabul görmenin, kendi kararlarını verebilmenin, iyi bir kitap yazmanın ve yeni bir hayata başlamanın hayallerini kurarken bir yıl boyunca zorunlu olarak tatil yapma fikri karşısında çok da heyecanlanmamıştır. Üstelik evle ilgili nesilden nesile aktarılan onca tüyler ürpertici hikâye varken… Fakat bu küçük adada çok geçmeden kader ağlarını örmeye başlar ve Beth'in hayatına hiç ummadığı anda beklenmedik üç şey girer: ayaklarını yerden kesecek kadar yakışıklı bir erkek, sıcacık dostluklar ve felaketlerin insanı olgunlaştırdığı gerçeği… Bazı şeyleri zor yoldan öğrenmeye başlarken kahkahaları ve aşkla çarpan kalbinin gümbürtüleri dalga seslerine, gözyaşlarıysa tuzlu rüzgâra karışacaktır.

Dostluk ile aşkın birbirinden ayrılmadığını, aile bağlarının o sihirli, iyileştirici gücünü ve hatta duvarlarının arasındaki sırlarla bazı evlerin de aileden biri haline geldiğini şaşkınlıkla göreceksiniz.

"Dorothea Benton Frank'in kitapları komik, seksi ve genelde deniz suyuyla harmanlanmış oluyor."
-Pat Conroy-

"Bu kitabın tadını çıkarmanın en iyi yolu, arka fonda kıyıya vuran dalgaların sesi varken deniz manzarasına karşı bir şezlong şemsiyesinin altında uzanmak." Charlotte Observer

"Frank, ada manzarasını ve yerel halkın mütevazı yaşantısını bütün canlılığıyla kaleme almış. Sıcak ve nemli havayı hissetmek, tuzlu bataklıkların kokusunu almak için gözlerinizi kapatmanız yeterli. Harika bir kitap."
-Atlanta Journal Constitution-

"Okyanus esintilerinin kokusunu alabiliyor, ayaklarınızın altındaki kumu hissedebiliyorsunuz."
-Lincoln Journal Star-

"Frank'in romanlarını okumak insanın tat alma duyularını yeniliyor. Harika hikâyeler, samimi karakterler ve bizzat gidip görmek isteyeceğiniz muhteşem atmosferler…"
-Bookreporter.com-

"Frank, kumsallar ve mizah sayesinde ayakta kalmayı başaran güçlü karakterler yaratma konusunda uzman."
-Booklist-

"Frank'in romanları âdeta yaz kokuyor."
-USA Today-
(Tanıtım Bülteninden)



Sayfa Sayısı: 416

Baskı Yılı: 2016


Dili: Türkçe
Yayınevi: Pegasus
ISBN: 9786053438656


Sevginin sonsuz derinliğinde kazanmak da var kaybetmek de...

Sevgili Okur,
Bizim oradaki güzellik merkezinde çalışan Teri Miller'ı hatırlıyor musunuz? İşte o bir süre önce ünlü satranç şampiyonu Bobby Polgar'la evlendi ve birlikte, Teri'nin hayal bile edemeyeceği güzellikteki bir eve taşındılar.

Teri benim sadece kuaförüm değil tabii, aynı zamanda dert ortağım. Son günlerde eşini endişelendiren bir şeyler olduğunu hissediyor. Bunu ona sorduğunda, Bobby "veziri koruduğunu" söylemiş ama Teri bunun satrançla değil, kendisiyle ilgili olduğunu düşünüyor.

Aynı güzellik salonunda çalışan Rachel'ın ise kafası epey karışık. Aramızda kalsın, iki adamın ondan hoşlandığını duydum. Ayrıca Roy'la Corrie'nin kızları Linette geçenlerde kasabayı terk etti, çünkü aşk hayatı tamamen dağılmış durumda. Sanırım hepimiz bunun nasıl bir sorun olduğunu biliyoruz.

Ah, bu arada, Teri manikür yaptırıp doya doya sohbet etmek için güzellik salonuna uğrayabileceğinizi söyledi. Şimdi Sahil Bulvarı'nda neler olup bittiğini öğrenme zamanı.
-Olivia-

"Macomber'ın sadık okuyucuları için tam bir ziyafet. Onun dikkat çekici anlatım yeteneğiyle yeni tanışanlar ise öyküyü kavramakta zorluk çekmeyecek."
-Booklist-

"Dedikodu tadında neşeli öykülerden hoşlananlar kendilerini bu kitaba fena kaptıracak."
-Publishers Weekly-

"Okuyucular, Macomber'ın Cedar Cove'una aile buluşması rahatlığı içinde dönüyor."
-BookPage-
(Tanıtım Bülteninden)



Sayfa Sayısı: 448

Baskı Yılı: 2016


Dili: Türkçe
Yayınevi: Novella Yayınları
ISBN: 9786053489580






“Seni kovalayan anılarınsa kaçıp saklanamazsın. Yüzleşmekten başka çaren yok. Söyle bana. Kocan seni daha önce hiç görmediğini söylüyor. Ve herkes bir çocuğunun olmadığını iddia ediyor. Kimse sana inanmıyorken kime güvenebilirsin? Peki aslında sen kimsin?”



Gece yarısı bir anda karşısına çıkan bir araba ve oğlunu kendisinden söküp alan dövmeli bir kol…

Sybille’nin hatırlayabildiği tek şey budur. Şimdi penceresiz bir koğuşta yatarken karşısındaki doktor ona iki ay komada kaldığını söyler. Çocuğunu sorduğundaysa kendisine çocuğunun olmadığı cevabı verilir. Durumu anlamlandıramayan Sybille koğuştan kaçar. Evini bulmayı başarıp kocasına kavuşunca kâbusunun sona erdiğini düşünür ama yanılıyordur. Çünkü kocası onu reddetmekte ve bir çocukları olmadığını iddia etmektedir. Sırlar aydınlanmaya başladığında ise Sybille kâbusunun daha yeni başladığını anlayacaktır.



“İlk sayfasından itibaren okuyucuyu kendine çekiyor ve yakasını bir an olsun bırakmıyor.” -Huffingtonpost.de

“Heyecan dozu yüksek bir psikolojik gerilim, size doğru sandığınız her şeyi unutturacak.” -Bücherrezensionen.org

“Strobel tüm kitap boyunca şeytani zekâsını sonuna kadar kullanmış. Normallik ile delilik arasında gidip gelen, insanı diken üzerinde tutan bir hikâye.” -Krimi-couch.de


GÜLÜN SÖZÜ │BRENDA JOYCE
Düşmana esir düşen güzel bir prenses, tehlikenin ortasında arzu ve sevgiyi bulabilir mi?
İskoçya’nın asi ruhlu prensesi Mary, Norman işgalciler tarafından, kimliği bilinmeksizin kaçırılmıştır. Güzel olduğu kadar inatçı genç kadın, kim olduğunu düşmana açıklamamakta diretmekte, sadakatinden ödün vermemektedir. Güçlü bir Norman lordu onu kollarına aldığındaysa tutkunun ve umudun gücünü keşfedecektir.
Hayatını ülkesine adamış soylu bir savaşçı, mantığına değil, aşka güvenmeyi başarabilir mi?
Savaşlarla katılaşmış, cesur şövalye Stephen de Warenne, fethettiği her şeyi kanının son damlasına kadar sahiplenip savunmakta kararlıdır. Buna, ruhunun en gizli özlemlerini uyandıran, altın saçlı esiri de dahildir. Genç savaşçı, Norman ve İskoç topraklarını kasıp kavuran çatışmaların ortasında, aşkın ateşinin savaşınkinden çok daha parlak olduğunu anlamaya başlayacaktır.
Yalnız ruhların ve parçalanmış ülkelerin kaderi âşıkların ölümsüz yeminiyle değişebilir mi?
“Kalbinizi esir alacak.”
Johanna Lindsey
“Brenda Joyce engelsiz tutkular ve ateşli sahneler yaratmakta rakip tanımıyor.”
Romantic Times
Özgün Adı: Promise of the Rose
Çeviri : Selim Yeniçeri
Türü : Romans
Sayfa: 472
Satış Tarihi: 13 Mayıs


Abby King kütüphanede çalışan ve hayatı monoton olan genç bir kadındır. Onu diğer kadınlardan ayıran şey, zengin ve yakışıklı CEO Nathaniel West hakkında kurduğu çılgın ve karanlık fantezilerdir. Nathaniel ise hayatını bir dizi kurala göre yaşamaktadır: Hem ofiste hem yatak odasında kendisine itaat edilmesini ister ve onunla beraber olmak isteyen bir kadın öncelikle onun boyunduruğu altına girmelidir.

Abby bir arkadaşından Nathaniel'ın yeni bir partner aradığını öğrendiğinde hiç düşünmeden Nathaniel'ın itaatkârı olmak için başvurur. Birlikte geçirdikleri tek bir hafta sonu bile Abby'ye artık Nathaniel'sız yapamayacağını göstermiştir. Nathaniel onun için daha önce varlığından bile haberdar olmadığı bir haz dünyasının kapılarını açmıştır.

Kısa sürede Abby daha fazlasını istediğine karar verir ama koyduğu kurallarla etrafına duvarlar örmüş Nathaniel'a sevmeyi yeniden öğretmesi o kadar da kolay olmayacaktır. Yine de duygular kural tanımayacak ve aşk, fantezilerin en renklisi haline dönüşecektir.

"İnsanı etkisi altına alan, zeki ve gerçek kahramanları ile ateşli aşk sahneleri olan bir roman. Çok başarılı bir aşk hikâyesi."
-Christina Lauren, Harika serisinin yazarı-

"Bu kitap size Grinin Elli Tonu'nu unutturacak. Tara Sue Me çok yaratıcı ve İtaatkâr sizi esir alacak."
-Southern Fiction Review-

"Yeni bir erotik seriye seksi ve davetkâr bir başlangıç. İtaatkâr'ı kaçırmayın."
-Romance Reviews Today-
(Tanıtım Bülteninden)



Sayfa Sayısı: 360

Baskı Yılı: 2016


Dili: Türkçe
Yayınevi: Pegasus
ISBN: 9786053437444


Bizim aramızdaki ne biliyor musun? İyi ve kötü, güzel ve çirkin, dünyadaki tüm hislerin bir araya gelip yarattığı gizemli bir tutku…

Rosie ve Alex en yakın arkadaşlar olarak hayallerini, umutlarını, en tuhaf anlarını ve birçok ilki paylaşırlar. Fakat Alex'in ailesinin Amerika'ya taşınmasıyla bu güçlü dostluk tehlikeye girer. Aralarındaki iletişim kopmasa da yanlış anlaşılmalar, şartlar ve kötü talih onları ayrı düşürür. Peki bir gün her şeyi riske atıp tekrar birbirlerine kavuşmanın yolunu bulabilecekler midir?

"Pamuk şekerden bulutlara tutunup gökyüzüne yükselmek gibi… Kadere Bak! ağladıktan sonra yüzünüze yerleşen rengârenk bir kahkahaya benziyor!"?
-Heat-

"Kalbinizi ısıtıp sizi bir girdap gibi içine çeken usta işi bir roman!"?
-Company-

"Mesafeler, büyük sevgilerin önünde duramaz. İşte size kanıtı."
-The Guardian-
(Tanıtım Bülteninden)



Sayfa Sayısı: 448

Baskı Yılı: 2016


Dili: Türkçe
Yayınevi: Pegasus
ISBN: 9786053438731










Omar’ın aşkı , cennet mi yoksa felaket mi? Serap bir rüyayı yaşıyor, masmavi gözlerinde kendini kaybettiği Omar’a “evet” dedi. O artık Serap Al-Ahdal. Sahibi olduğu otellerin, köşklerin, sarayların sayısını bile bilmiyor. Ama bu rüyanın üzerinde kapkara bulutlar dolaşıyor ve Serap’ın kafasındaki sorular bir türlü yok olmuyor. Omar’ı gerçekten de tanıyor muyum? Dubai’den neden dönemiyoruz? O zarfı kim gönderdi? Her şey yalan olabilir mi?







“Günümüz modern kadını için yazılmış Da Vinci Şifresi gibi…” -Publishers Weekly

Romeo ve Juliet’in unutulmaz hikâyesi devam ediyor. 600 yıl sonra bile…
Bazı aşklar, tomurcuklanmaya başladığı andan itibaren lanetlenir. Bu lanet öyle güçlüdür ki, bütün bir şehrin ayaklanmasına, şerefli ve köklü ailelerin dağılmasına ve nihayet genç âşıkların birbirlerinden sonsuza kadar ayrı kalmalarına neden olur. Bu aşkı ağzına alanlar bile lanetlenecektir. Ama belki de laneti kaldırmanın bir yolu vardır?
Cevap, Julie Jacobs’a miras kalan anahtarın açtığı kasada saklı olabilir. Ama Julie’nin, öncelikle atasının acı tarihini öğrenmesi ve soyu üzerindeki bu menem lanetin sebebini bulması gerekmektedir.
“Eğlenceli… Fortier, tarihten acıklı bir masalı almış ve gerisini hayal gücünün sınırlarına bırakmış.” –USA Today
“Romantizmin, entrikanın, tarihin ve Shakespeare’in baştan çıkarıcı karışımı… Macera romanlarını sevenler, Fortier’in heyecan verici ve iç içe geçen öğelerle dolu hikâyesinde kendilerini kaybedecekler.” –Booklist
“Bir zamanlar Shakespeare’in ünlü aşk hikâyesine esin kaynağı olmuş sokaklarda ve şehirlerde macera dolu bir arayış… Lanetler ve Lütuflar, tarihin büyüleyici detaylarıyla dolu bir çıkış romanı.” –Katherine Neville, Sekiz romanının çoksatan yazarı









“Her zaman düşebilirsin, Savannah, çünkü seni yakalayan ben olacağım.” – Logan
Ben Savannah Miller. Babam New York’un Belediye Başkanı. Yirmi yedinci doğum günümden bir gün sonra, biri beni arkamdan yakaladı. Kafama çabucak bir çuval geçirildi ve bildiğim her şeyden uzağa kaçırıldım. Dövüldüm, aç bırakıldım, hayvan muamelesi gördüm ve penceresiz bir odada yaşamaya mahkûm bırakıldım. Zamanın nasıl geçtiğini anlama şansım ve onurum kalmamışken, sonunda umudumu kaybettim ve her şeyi bitirmek için kendi kendime bir söz verdim. Maalesef bu ağır işleyen bir süreç olacaktı. Sonra bir gece, seçkin bir grup asker beni kurtarmaya geldi. Beni güvenli bir yere götürdüler ve bana iki seçenek sundular:
1- Onların himayesi altında kal ve kurallarına uy…
2- Oradan ayrıl ve bir hafta içinde yeniden o vahşilerin eline düş.
Ben birinciyi seçtim. Bir terapistle görüşüp, çektiğim cehennem azabını irdeledikçe her şey yavaş yavaş su yüzüne çıkmaya başlıyor. Yeni arkadaşlarım ve olası bir aşkın yardımıyla, hayatımı geri almak için mücadele ediyorum ve geleceğimi sonsuza dek değiştirecek seçimler yapıyorum. Bu benim hikâyem..


Yazımı beğendiniz mi? Beni Google+ veya GFC üzerinden takibe alırsanız yazılarımdan haberdar olabilirsiniz :)
[​IMG]  Mail adresim: altan.sulecik@gmail.com


1 yorum:

  1. bu düzenleme çok faydalı olmuş :)iadeyi ziyarete gelmiştim ama sizi zaten takipteymişim :)

    YanıtlaSil

Yorum: Gölün Dibindeki Ev

Selamlar, selamlar! Bugün sabah kalktım ve artık okumaya hazırım dedim.Bir seriye başlayacaktım ama dedim ki kendi kendime ne yapıyorsun Şul...

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...